Bir şekilde ayrılık hep dikkatimi çekti ve hep
insanların bir arada olmalarını istedim. Ayırımcılıktan hoşlanmadım. Kendi
içimde de yaptığım ayırımcılıklarla mücadele ettim ve hala da ediyorum. Bunun
için yapabildiğim her şeyi, irili ufaklı yapmaya çalıştım. Bazen ufak da olsa mesafe kaydettim, bir sürü
zamanda da başarılı olamadım.
İlk okulu okuduğum köyde iki ailenin arası bir
sınır sorunundan dolayı bozuktu ve birbirleriyle konuşmuyorlardı. Ama çocuklar
sokakta birlikte oynayabiliyorlardı, ben de aileleri barıştırmanın bir yolunu
bulamadığım için çocuklar oynama devam ederlerse, ileride bu küslük biter
ümidiyle onları bir arada tutacak oyunlar icat etmeye çalışırdım, bizim bahçede
oynamalarını sağlardım.
Yaşımı hatırlamıyorum ama güneşin 6 milyar yıl
ömrü kaldığını ve dünyada hayatın biteceğinin öğrendiğimde dehşete kapılmıştım.
O zaman tüm insanların bir sonraki gezegenin neresi olması gerektiğini ve bunun
için çalışması gerektiğini düşünmüştüm. Bunun dışındaki her uğraş nafile diye
düşünmüştüm, şimdi de böyle düşünüyorum. Belki de en büyük resimde bunun için
uğraşıyoruzdur ama şimdilik bununla ilgili bilincimiz yerinde değildir.
Bir zamanlar çalıştığım şirkette
distribütörlerimizin aynı depoyu kullanmaları projelerinden bile bahsettim, “ikisi
de ayrı ayrı masraf edeceğine tek depoda masrafları paylaşsınlar, neticede
burada rekabet edecek bir şey yok” diye iddia ettim. Olmadı. Türkiye’de GSM
şirketlerinin her birisi, kendi başına baz istasyon kurarken, “buna ne gerek
var, aynı baz istasyondan çalışmaları mümkün değil mi ki?” diye düşündüm. En
sonunda hepsi de tüm ülkeyi kapsama alanına alacak yatırımı yapacaklardı nasıl
olsa, çifte yatırıma ne gerek vardı ki? Ya da banka ATM’leri...Bir yerlerde
tanıştığım PKK yandaşı Kürt’lerle konuşup onlarda durum nedir diye anlamaya
çalıştım, oldu bitti insanların başörtüsü nedeniyle dışlanmalarını,
üniversiteye girememelerini sorguladım, anlamsızlığını anlatmaya çalıştım. Bunların
bir kısmı düşüncede kaldı bir kısmı fazla romantik ve hayalperest kaldı ve bazen
oldu bazen olmadı.
80’ lerin sonunda duvarlar yıkılırken pek bir
ümitlendim, sınırlar anlamsızlaşacak ve dünya birlikte yaşanan bir yer olacak gibi
hayallere kapıldım. Olmadı...
Ümidim sürüyor. Hala herkesin olduğu gibi olmasına
izin verdiğimiz, ve kimsenin dışarıda kalmadığı bir dünyanın ve hayatın mümkün
olduğuna inanıyorum. Cevaplara sahip değilim ama bunu konuşarak, paylaşarak
gerçekleştirebileceğimizi biliyorum.
Bunun parçası olabilmek için de yaptıklarımın
ve yapacaklarımın dışında bir yandan da burada yazılar yazacağım.
Çok konu başlığı olduğu için yazı içerikleri
değişiklik gösterebilir. Zira bu hayalin gerçekleşmesi için bireysel
dönüşümlerin, toplumsal ve kültürel dönüşümlerin yaşanması gerektiğine inanıyorum.
Ayrıca devlet toplum ilişkilerinin, şirket çalışan ilişkilerinin, aile içi
ilişkilerin, hükümet ve yönetim araçlarının dönüşmesi ve sürekli değişerek
iyileşmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle de rotası hep “birlikte
yaşamanın yollarını aramak” olan ama içerik olarak geniş bir yelpazeye sahip
yazılar olacak. Elbette ki politik yazılar da olacak; ancak yazıları herhangi
bir parti ya da önceden belirli bir ideolojiden bağımsız tutacağım. Doğru
olduğuna inandığım ilkeler üzerine oturan yazılar yazacağım. Muhtemelen de o
sıralarda öne çıkan konular yazılarıma konu olacak. Dolayısıyla hükümetin,
diğer siyasi parti ya da kurumlarının ya da devlet kurumlarının eleştirilerine
de yer vereceğim.
Aynı zamanda her tülü eleştiriye, karşı görüşe
de açık bir platform olmasını hayal ediyorum. Buradaki okuyucu yorumlarıyla
ilgili tek şart, bunların küfür, şiddet, hakaret ve karalamalar içermiyor
olmasıdır. Kriteri nedir diye merak edebilirsiniz, maalesef şimdilik kriter
benim. Belki başka birileri farklı kriterler koyarsa o zaman onlar da
kabulümdür.
Niyet budur.
Niyetimiz, doğru niyet ve iyi niyet olsun. Sonra doğru bilgiyi araştıralım, ikna olursak paylaşalım, sonra doğru bilgiyle doğru çaba içinde doğru eylemi gerçekleştirelim...Sonuç kendini gösterir.
YanıtlaSilNiyetimiz" Birlikte yaşamak" Şu halde birlikte yaşamanın yollarını geçmiş tecrübeler ve mevcut realiteler eşliğinde araştırabilirz. Sonrasında belki utopik olacak derece de önermelerimiz ortaya çıkabilir. O zaman soru şu? Anadolu topraklarında varlığını devam ettiren ve halk dediğimiz insan topluluğuna, birlikte yaşamanın yolarını açıklayan nasıl bir toplumsal sözleşme önerebiliriz?