26 Temmuz 2013

Olanı okumak ve doğru hamleleri yapmak


Irak fiili olarak üçe bölünmüş durumda; Şiiler Sünniler ve Kürtler ayrışmış halde. Suriye’ yi de muhtemelen benzer akıbet bekliyor.  Bunlarla birlikte Lübnan ve Ürdün’ ün de bu çalkantılardan etkilenmemesi mümkün değil gibi.  Şimdilik bu konu burada bir dursun.

İki yıl önce başbakanımız Mısır’ da ve Libya’ da kahraman gibi büyük bir coşkuyla karşılandı. Aday olsa seçilecek durumdaydı yani.  İsrail’ le Türkiye arasındaki gerginlikte en sonunda Türkiye istediği sonuca doğru istediklerini elde etmeye başlamıştı. Balkanlarda, Türki Cumhuriyetlerde ülkenin etkisi giderek daha kuvvetli hissediliyordu.

İçeride de küresel krize rağmen ayakta kalan ve hatta küçük de olsa büyüme kaydeden bir ekonomi gidişatı vardı. PKK ile  uzun süren çatışmalı durumu ortadan kaldıracak ilk adımlar atılmıştı. En azından silahlı çatışmanın sonuna gelindiği konusunda iyi başlangıçlar vardı.

Şimdi, diyelim ki; ülkenin dışarıda yükselen itibarı, içerideki istikrarı başka birilerinin asabını bozdu ve Türkiye üzerinde bir oyun planı kurgulandı. Bu arada farazi yazıyorum ama ihtimal dahilinde olan bir şey olduğunu da düşünüyorum.

Hükümet büyükelçileri, MİT ve dışarıda kendisini destekleyen kişiler aracılığıyla bunu öğrenememiş miydi? Eğer öyleyse bu zaafı nasıl açıklayacağız? Ülke güvenliği sınır kapısından çok önce başlamaz mı?

Sorarsak (hatta biz sormadan, önceden haberdar olduklarını söylemişlerdi) “elbette bu tür girişimlerin olabileceğini biliyorduk” diyecekler.

Böylesi bir ortamda bu kadar ciddi bir tehdit varken, bir başbakan alkol düzenlemesiyle başlayan sözleri sarf edip, Gezi olaylarında gördüğümüz davranışları devam ettirir mi?

Bazıları Gezi olaylarından dolayı Türkiye’ nin imajının zedelendiğini söylüyor. Yanlış tespit! Agresif ve antidemokratik çıkışlarından dolayı Erdoğan’ ın, kifayetsizliklerinden dolayı da bakanların imajı hasar görmüştür. Ciddi bir acemilik sergilenmiştir. Şimdi de PYD nin attığı adımlarla ilgili aynı acemilik devam ediyor.

Erdoğan ve hükümet durumu toparlamak istiyorsa;
Yasal düzenlemelerle ilgili kapsamlı bir paket ortaya koymalıdır. (Şu anda konuşmaya başladıkları demokratikleşme adımları yeterli değildir. ) Örneğin;
- Terörle Mücadele Kanunu
- Seçim Barajının %3-5 e indirilmesi
- Milletvekillerinin halk tarafından seçilebileceği bir seçim yasası değişikliği
- Ana dilde eğitimin alt yapısının oluşturulacağı düzenlemeler
- Diyanet işlerinin işlevi ve dolayısıyla devletin dinle ilişkisini keseceği sadece hizmet veren olarak kalacağı bir düzenin adımlarının atılması
- Daha önceden imzalanmış uluslar arası anlaşmalarla çelişen yasaların gözden geçirilmesi. (dolayısıyla Ergenekon ve KCK davalarının seyrini etkileyecek düzenlemeler)

Bunların yanı sıra AB ile ilgili yapılması gereken reformlara devam edilmesi de aynı derecede önemlidir. (AB nin geleceği vs. gibi dorular var ama konu o değil) Bunlar İstanbul’ u finans merkezi yapmak konusundaki iddialar , para musluklarının kısıldığı ortamda yeni yatırımcıların gelebileceği güvenliği sağlamak açısından önemlidir.

Peki yapılır mı? Hayır! Neden? Çünkü birincisi, çok az sayıda insanın düşüncesiyle (ki bunlardan iki tanesi felaket; Yalçın Doğan ve Yiğit Bulut) bütün bu adımlar görülse bile, görüldüğüne inanıyorum, bir stratejiye oturtulamaz. İkincisi de kafalar hiç oralarda değil, şu anda intikam ateşiyle Gezi’ nin hesabını sormaya çalışıyorlar. (Bozulan imajlarına imaj katacak hareketler)

Ne olacak o zaman? Önce yerel seçimlerde AKP (ya Allah!) İstanbul’ u kaybeder ya da korkutucu bir hasar alır. Sonrasında da genel seçimlerden ilk parti olarak çıksa bile mecliste aynı sandalyeye sahip olamaz.  Ondan sonraki gelecek seçimlerde de kaybeder.

Bu senaryo tutarsa da maalesef hükümetlerden bize bir hayır yok demektir. Bize de birbirimize düşmeden yaşamaya devam etmek kalır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder