17 Temmuz 2013

Türkiye’ nin özel koşulları!


Daha eskiden daha çok duyduğum bir laftı bu. Devlet büyüklerimiz “Türkiye’nin özel koşulları nedeniyle......” diye başlardı cümleye. Bir yanından bakınca hakikaten özel koşulları varmış gibi durur ve hatta vardır da.

Nedir bu özel koşullar? Benim görebildiğim kadarıyla, etnik farklılıklar başta gelir. Dili, gelenekleri, toplum ve aile yapısı farklı olan Kürtler örneğin. Dini farklı yorumlayan Aleviler ve diğer dini gruplar mesela. Dinden devam edecek olursak, tamamen İslami kurallara göre yaşanması gerektiğini ve herkesin de buna tabi olması gerektiğine inanan insanlar. Halkın eğitim seviyesi başka bir “özel koşul” olarak dillendirilir. Belki uğraşsak başka özel koşullar da bulabiliriz.

Aslında bunlar tam da özel koşullar değil bence, sadece halkı kontrol edebilmek için kullanılan birer bahanedir. Başka ülkelerde de bu şekilde olmasa da başka özel koşullar üretilebilir pekala. Mesele bu özel koşullardan dolayı insanlara ne dayatıldığı ve bunun nasıl kullanıldığıdır.

Dayatılanların başında Terörle Mücadele Kanunu (TMK) geliyor örneğin. Öyle bir geniş tanım yaratıyor ki ve politikacılar o kadar ikiyüzlü ve ilkesiz davranıyor ki, sonuçta gücü ele geçirenin ötekine zulüm etme aracı haline dönüşüyor. Eğer katıksız Kemalist bir bakış açısından bakarsan, özellikle dindar kesimi baskı altında tutabilmek için özel koşullar gündemde tutuluyor. Milliyetçi muhafazakar pencereden baktığında Kürtler terörist yaftasıyla karşı karşıya kalıyor. Son seferde de onuru zedelenen, bir şekilde hükümetin aslında özel olarak da Erdoğan’ ın ifadelerine tepki gösteren kalabalıklar rahatlıkla (ve komik ötesi gerekçelerle) terörist olarak gösterilebiliyor ve hatta yargılanıyor. Uydurulan “özel koşullar” dan dolayı da bu TMK bir türlü değiştirilmiyor. Mesela İstanbul’ da yasal olarak yapılan Nevruz kutlamalarına gittiysen ve orada fotoğraf çektiysen, o fotoğrafta da sarı, kırmızı, yeşil flamalar varsa, devlet isterse seni terör propagandası yapmaktan yargılayabiliyor, hakim beyin nasıl düşüneceğine bağlı.

Özel koşulları en iyi özetleyenlerden biri bir Japon arkadaşım oldu aslında. Bu yıl İstanbul’ a geldi, Kapadokya’ ya gitti. Geri döneceği gün “ne gördün Türkiye’ de” diye sordum. Cevap olarak “mixture of everything” (her şeyin karması) dedi. Eğer bir ülkede yaşayan insanlar bu şekilde tanımlanabilirse, ki ben buna katılıyorum, o zaman burada anarşi sınırına dayanan, demokrasinin olabilen en geniş versiyonundan başka hiç bir yönetim şekli burayı kandırmaz.

Bir soru şu; bunu AKP başarabilir mi? Bence kadrolarında yer alan bazı insanlar başka bir formatta bir araya gelirlerse olabilir. Diğer taraftan Erdoğan liderliğinde bir AKP ile olamayacağı artık çok aşikar. Zira bütün söyledikleri bir yana şu iki cümleyi kurabilmiş kafadan bu demokrasinin çıkabilmesi için tanrısal bir mucize gerekli; “aksırıncaya tıksırıncaya kadar içiyorlar, bir şey demiyoruz” (beyefendi burada “bir şey deme” hakkını saklı tutuyor) ikincisi de “bize demediklerini bırakmadılar...afedersin ne Rum’luğumuz kadı...” (beynin kıvrımlarındaki düşünüş şeklinin kelama gelmiş halidir, üzerinde çok çalışmamışsan kendini iyileştiremezsin)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder