İlk başta şiir okuduğu için içeri atıldığında çok tepki göstermiştim, bu ne biçim ülke diye insan şiirden içeri girer mi? Hapisten çıkmasını istiyordum. Oy vermedim ama seçilmesine sevinmiştim.
Sonra çalışanlardan kesilen konut edindirme paralarını o zamanki hükümet yok etmiş ve para yok deyivermişti. Erdoğan çıktı ve "devletin vatandaşa borcu olmaz!" dedi. Vay be süper prensip demiştim. Sonra yıllardan beri düşündüğüm, SSK ve devlet hastanelerinin birleştirilmesi, aile hekimliği, ilaç fiyatlarındaki düzenlemeler...bir sürü hayata geçen icraatları tam da benim düşündüğüm gibiydi, ben olsam şunu yaparım dediklerimi diyor ve onları yapıyordu...yani onun söylediğine inanmak değil, kendi düşüncemi ondan duyuyordum.
Sonraki seçimde bu nedenle gidip ona oy verdim. Balkon konuşmasını dinledim..."bize oy vermeyenleri de duyduk" dedi. Süper çok iyi iş yaptım dedim. (bir sürü arkadaşım bana demediğini bırakmadı, ama ben doğru olanı yaptığım için içim rahattı) Sonra hükümet icraatlarını yasalara göre denetlemesi gereken yargının bunun yerine kendi ideolojileriyle olayları değerlendirip, adeta hükümetin getirdiği uygulamaları durdurmaya çalıştığını gördüm. Kendi kendime diyordum ki "benim seçtiğim hükümetin ne yapıp yapamayacağına yargı karar veriyor bu ne?" Yanlış anlaşılmasın, yargı denetiminden müstesna olmasından bahsetmiyorum, davaları yasaya göre değil de "esas" üzerinden değerlendirmeleri tuhaf geliyordu. Bunu yapacak olan muhalefet ve diğer baskı gruplarıdır, diye düşünüyordum ki; yargı reformu geldi...yine düşündüğüm icaraat yapılıyordu.
Cumhurbaşkanının eşi başörtülü olur mu saçmalığı tartışılmaya başlandı, o zamanki Genel Kurmay başkanı "Sözde değil, özde..." diye Cumhurbaşkanı'nın nasıl olması gerektiğini tanımlamaya kalktı. "Kardeşim yasa var yasa sen kim olarak bunun üzerinde görüyorsun kendini" diye yine tepki duydum.
Sonra ekonomik alanda atılmasını düşündüğüm adımları da aynen attılar. 2002-2007 dönemindeki rekor büyümeler geldi. Mali disiplini, bankalar için getirilen denetimler, kamu dış borcunun yeniden yapılandırılması, ihracatla ilgili ülkelerin çeşitlendirilmesi, destek yapısının değiştirilmesi vs. tamamen aklıma yatıyordu. Yine oy verdim. Anayasa değişikliği ile ilgili de bazı çekincelerim vardı. Yetmez ama eveti duyunca, kabul dedim, "yetmez ama evet" yine bilebileceğiniz bir sürü eleştiri aldım. AB ile ilgili "onlar bizi kabul etmezlerse, Kopenhag siyasi kriterlerini, Ankara kriterleri yapar yolumuza devam ederiz" dedi. Süper çıkış dedim, desteğe devam...vs.vs.
Sonra bir gün Hopa' da yapılan protestolar sırasında yaşamını yitiren, Metin Lokumcu ile ilgili bir röportaj sırasında Ruşen Çakır Metin beyin akrabası(ya da tanıdığı) olduğunu ve ailenin çok üzgün olduğunu, bu konuda söylemek istediği bir şey olup olmadığını sordu. Bence tam şahane bir an; ama Erdoğan taş attılar vs. dışında hiçbir şey demedi. Ruşen bey yeniden "ama baş bakanım öldü artık" dedi; başbakanın ağzından çıkan laf "ne yapayım" oldu. İlk kez onun bu halini gördüm. Dindar olduğunu söyleyen birisi ölen biri için Allah Rahmet etsin diyemedi, demedi. Vay canına ne kadar acımasız!
Barış süreci, evet acılıdır, insanlardan çektikleri acıları gömmelerini istemek zorunda kalacağız, Kürde zulüm olmayan, Türkü aşağılamayan bir çare o kadar da kolay değildir, ama yaparsa bu adam yapar, diyordum.
Bir ara tutturdu; tek dil, tek din...yok ben öyle demedim, tek vatan, tek bayrak...ya bunlar ne şimdi? kim tek mi çift mi diyor? üstelik dese ne olur? Kelamdan mı korkacağız. Kendi lafın üstelik "fikrine güvenen demokrasiden korkmaz" eee nooldu fikrine güvenmemeye mi başladın?
Sonra benim için festival başladı; sezeryan (ben de karşıyım) kürtaj sınırlandırması (kürtaja karşıyım) bunlara nereden geldik şimdi? Bu ne? sana ne? vatandaşın sağlığı ile ilgili bir konuysa tıp bununla ilgili çalışsın insanlara anlatılsın ikna olalım ve sınırlansın ama bu ne? (bir de o aralar sağlık bakanı TV de "kürtaj doğum kontrol yöntemi değildir, diğer yöntemlere karışıyor muyuz?" dedi. Allah allah bir de karışsaydın!) sonra "ıksırana tıksırana kadar içiyorsun, bir şey diyor muyuz?" dedi...yine Allah allah karışma hakkın olan bir şey var da karışmıyor muşun gibi ne oldu başbakana yahu? Yine bir TV röpörtajında ".....afedersin Rum" dedi! Aman ha başbakanın beyin kıvrımlarında yer alan düşünceler, kelimelerine sızmaya başladı. "Afedersin Rum". Devlet Tiyoatrolarını kapatmak (bence kapatılmalı ve tiyatronun başka türlü desteklenmesi lazım, tiyatronun gelişmesinin önünde engeldir, ama başka konu, sonra yazarım) Sonrası malum, iki ayyaşın yaptığı yasa, git evinde iç, biz nereyi gösterirsek sen orada gösteri yap, kışla, avm, çapulcu, alkolik, camiye ayakkabılarla girdiler, bunlaaarrrr....
Vel hasıl bir acayip başbakanım var artık. Söylediklerine inanıyorsa eyvah eyvah muhakeme yeteneğini yitirdi. İnanmıyorsa eyvah eyvah başka hesapları var ve muhtemelen kişisel hesap...eee ama olmadı ki işte bu hizmetkar liderlik vs. Sonuç olarak aram bozuldu. En fenası da artık söylediklerine güvenim kalmadı, oyumu 2011 den itibaren alamıyor ama güvenim tamdı. Belki de ben ona bu kadarlık lazımdım. Bilemedim. Sanırım benim gibi bir sürü bilemeyen var. Başından beri bilen arkadaşlara diyecek bir şey yok.
Belki de o bize bu kadarlık lazımdı.. Adımını attığı olumlu adımlar için (Askeri vesayet, sağlık reformu, Kürt açılımı vb) teşekkürler ve güle güle..
YanıtlaSilSomer